Çınarlı Düzlük’te o gün herkes hummalı bir çalışma içindeydi. Minik Kurt ve arkadaşları büyük bir kulübe yapmaya karar vermişlerdi.
“Girişi burada olmalı,” dedi Minik Kurt.
“Hayır,” dedi Tilki Lila. “Giriş şu tarafta olmalı. Çünkü rüzgâr buradan geliyor.”
Kirpi Piko elindeki dalı yere bıraktı. “Bence önce çatıyı düşünmeliyiz.”
Ayı Badem, “Bence önce atıştırmalık,” dedi.
Tavşan Pıtırcık, “Bence iki giriş yapalım.”
Beş arkadaş birbirine baktı.
Sonra hepsi aynı anda konuşmaya başladı.
“Benim dediğim—”
“Hayır çünkü—”
“Şuraya koyarsak—”
“Çatı olmazsa—”
“Ben acıktım—”
Bir süre sonra kimse kimseyi dinlemiyordu.
Minik Kurt sesini yükseltti.
“BENİM FİKRİM EN İYİSİ!”
Lila da bağırdı.
“NEREDEN BİLİYORSUN?”
“ÇÜNKÜ BEN BİLİYORUM!”
Bu cümleyi söyledikten sonra Minik Kurt kendi kulağıyla duydu ve biraz garip buldu.
“Ben biliyorum çünkü biliyorum” pek güçlü bir açıklama değildi.
Ama artık tartışma başlamıştı.
Lila kuyruğunu savurdu. “O zaman kulübeyi tek başına yap.”
“Yaparım!”
“Yap!”
“Yaparım!”
Piko araya girmek istedi.
“Belki—”
“Sen de onun tarafındasın!” dedi Minik Kurt.
Piko şaşırdı. “Ben daha bir şey söylemedim.”
“Yine de yüzünden belli.”
Piko yüzünü yokladı. “Yüzümde ne var?”
Badem sessizce yiyecek sepetini alıp biraz uzağa geçti.
“Ben diplomatik bölgeye gidiyorum,” dedi.
Pıtırcık da onun yanına gitti.
Beş dakika sonra Minik Kurt tek başına kulübe yapıyordu.
Bir dal koydu.
Dal düştü.
İkinci dalı koydu.
O da düştü.
Üçüncüsünü koydu.
Üçü birden düştü.
“Harikulade.”
Bu kez kelimeyi hiç de harikulade bir anlamda söylememişti.
Öbür tarafta Lila da kendi kulübesini yapmaya çalışıyordu.
Onun da çatısı yana kaymıştı.
Bir süre sonra iki ayrı, eğri, yarım kulübe ortaya çıktı.
Piko ikisine de baktı.
“Bunların mimari açıdan bazı sorunları var.”
Minik Kurt kaşlarını çattı. “Mimari?”
“Bina tasarlama işiyle ilgili.”
“Şu an kelime öğrenme havasında değilim.”
Piko omuz silkti. “Kelime yine de doğru.”
Minik Kurt biraz uzağa yürüdü. İçinde bir sıkışıklık vardı. Lila’ya kızgındı ama aslında kulübeyi birlikte yapmak istiyordu.
Tam o sırada Baba Kurt oradan geçiyordu.
“Ne oldu burada?”
Minik Kurt her şeyi anlattı.
“Elbette benim fikrim daha iyiydi,” diye bitirdi.
Baba Kurt, “Belki,” dedi.
Minik Kurt şaşırdı. “Belki mi?”
“Evet. Belki seninki daha iyiydi. Belki Lila’nınki. Belki de ikinizin fikrinin karışımı.”
Minik Kurt sessiz kaldı.
“Bir tartışmada haklı olmak önemli olabilir,” dedi Baba Kurt. “Ama karşındakini anlamak da önemli.”
“Ben onu anladım. Yanlış düşünüyor.”
Baba Kurt güldü. “Anlamak bu değil.”
Sonra yere iki çubuk koydu.
“Bir oyun oynayalım. Lila’nın neden girişin öbür tarafta olmasını istediğini, sanki onun fikri senin fikrinmiş gibi anlat.”
Minik Kurt homurdandı.
“Rüzgâr oradan geliyor. Kapı öbür tarafta olursa içeri daha az rüzgâr girer.”
“Güzel. Şimdi kendi fikrinin neden iyi olduğunu anlat.”
“Giriş bu tarafta olursa büyük ağacı görebiliriz ve güneş ışığı gelir.”
“İki fikir de tamamen saçma mı?”
Minik Kurt cevap vermedi.
Biraz sonra Lila’nın yanına gitti.
“Lila.”
Lila dönmedi.
“Senin fikrinin neden iyi olduğunu anladım.”
Lila bu kez baktı.
“Gerçekten mi?”
“Rüzgâr için.”
“Evet.”
“Ben de ağacı görmek istiyorum.”
Lila biraz düşündü.
“Pıtırcık iki giriş yapalım demişti.”
İkisi birden Pıtırcık’a baktı.
Pıtırcık ağzında kurabiyeyle, “Ben en başta söyledim,” dedi.
Minik Kurt güldü.
“Bir şey daha söylemem lazım.”
Lila bekledi.
“‘Ben biliyorum çünkü biliyorum’ çok iyi bir cümle değildi.”
“Değildi.”
“Ve sana bağırdım.”
“Evet.”
“Özür dilerim.”
Lila da kuyruğunu yere indirdi. “Ben de sana bağırdım. Ben de özür dilerim.”
Piko hemen yanlarına geldi.
“Buna uzlaşma denir.”
Minik Kurt iç çekti. “Bugün çok kelime öğreniyorum.”
“Uzlaşma,” dedi Piko, “iki tarafın da konuşup ortak bir çözüm bulması.”
Badem uzaktan bağırdı:
“Uzlaşmada kurabiye var mı?”
“Var!” dedi Pıtırcık.
Bundan sonra kulübeyi yeniden yaptılar.
İki kapısı oldu.
Çatısını Piko tasarladı.
Badem ağır dalları taşıdı.
Pıtırcık içeride oturma alanı yaptı.
Lila rüzgâr alan tarafı yapraklarla kapattı.
Minik Kurt da büyük ağaca bakan küçük bir pencere yaptı.
Akşama doğru kulübe gerçekten muhteşem görünüyordu.
Beşi içine oturdu.
Badem son kurabiyeyi beşe bölmeye çalıştı.
Ortaya beş eşit parça çıkmadı.
“Bu konuda tartışabiliriz,” dedi Lila.
Herkes ona baktı.
Lila gülümsedi.
“Şaka yaptım.”
Minik Kurt dışarıdaki ağaca baktı.
“Bugün kulübeden daha önemli bir şey yaptık galiba.”
Piko başını salladı.
“Evet. Bir tartışmanın sonunun kavga olmak zorunda olmadığını öğrendik.”
Badem elindeki küçücük kurabiye parçasına baktı.
“Ben de beşe bölmenin çok zor olduğunu öğrendim.”
Bazen arkadaşlık hiç tartışmamak değildir.
Bazen arkadaşlık, tartıştıktan sonra birbirini yeniden duyabilmektir.
