Bir sabah Minik Kurt, Baba Kurt’la birlikte mantar ve böğürtlen toplamak için ormana gitti. Hava serindi, ağaçların arasından ince güneş ışıkları geçiyordu.
Baba Kurt yola çıkmadan önce durdu.
“Bugün ormanda önemli bir kuralımız var. Benden çok uzaklaşmıyorsun.”
“Tamam.”
“Bir de yol ayrımlarını aklında tut.”
“Tamam.”
“Ve bir şey ilgini çekerse önce haber ver.”
“Tamam.”
Baba Kurt gülümsedi. “Üç tane tamam söyledin. Umarım üçünü de hatırlarsın.”
İlk yarım saat çok güzel geçti. Mantar buldular, böğürtlen topladılar, devrilmiş bir ağacın gövdesinde yaşayan küçük böcekleri izlediler.
Sonra Minik Kurt, çalıların arkasında inanılmaz parlak mavi bir kelebek gördü.
“Vay canına…”
Kelebek bir ağacın arkasına uçtu.
Minik Kurt iki adım attı.
Sonra üç adım.
Sonra biraz daha.
“Kelebek, bekle!”
Bir süre sonra kelebek gözden kayboldu.
Minik Kurt arkasına döndü.
Baba Kurt yoktu.
Sepet yoktu.
Tanıdığı patika yoktu.
Sadece ağaçlar vardı.
İlk birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra kalbi hızlı hızlı atmaya başladı.
“Baba?”
Ses yok.
“BABA?”
Uzakta bir kuş öttü.
Minik Kurt koşmak istedi. Sonra durdu.
Baba Kurt’un daha önce söylediği bir şeyi hatırladı:
Kaybolduğunu fark edersen gelişigüzel koşma. Önce dur. Sonra düşün.
“Gelişigüzel neydi?” diye kendi kendine mırıldandı.
Sonra hatırladı.
Plansız, rastgele.
“Tamam. Gelişigüzel koşmuyorum.”
Bir kütüğün yanına oturdu.
“Şimdi ne biliyorum?”
Bunu yüksek sesle söyledi. Çünkü konuşunca düşünceleri daha düzenli oluyordu.
“Bir: Baba beni arayacak. İki: Ben çok uzaklaşmadım… sanırım. Üç: Olduğum yeri belli etmeliyim.”
Etrafına baktı.
Yakında uzun, açık renkli bir kaya vardı. Üzerine çıkarsa daha görünür olabilirdi.
Ama Baba Kurt’un başka bir sözü aklına geldi:
Kaybolduğunda yüksek ve tehlikeli yerlere tırmanma.
Minik Kurt kayaya baktı.
“Sen çok iyi bir fikir gibi görünüyorsun ama değilsin.”
Bunun yerine açıklık bir yere geçti.
Sonra yerde üç büyük dal buldu ve onları ok biçiminde dizdi.
Okun ucunu bulunduğu yere çevirdi.
“Beni arayan biri buraya bakar.”
Sonra yüksek sesle bağırdı:
“BABAAA!”
Bir süre bekledi.
Cevap yoktu.
Minik Kurt biraz korktu.
Ama sonra çantasındaki küçük düdüğü hatırladı. Baba Kurt onu ormanda yürürken “acil durum için” vermişti.
Düdüğü üç kez çaldı.
Fiiiit!
Fiiiit!
Fiiiit!
Sonra bekledi.
Uzakta çok hafif bir ses duydu.
Fiiiit!
Minik Kurt’un kulakları dikildi.
“BABA!”
Tekrar üç kez düdük çaldı.
Bu sefer cevap daha yakından geldi.
Minik Kurt yerinde kaldı.
Birkaç dakika sonra çalıların arasından Baba Kurt çıktı.
Minik Kurt koşup ona sarıldı.
Baba Kurt da sıkıca sarıldı.
“İyi misin?”
“İyiyim.”
“Neden oradan ayrıldın?”
“Mavi bir kelebek gördüm.”
Baba Kurt kaşını kaldırdı.
“Benden daha ilginç miydi?”
Minik Kurt biraz düşündü.
“Rengi daha ilginçti.”
Baba Kurt gülmemeye çalıştı.
Sonra ciddi biçimde, “Çok korktum,” dedi.
Minik Kurt başını eğdi. “Ben de.”
“Peki ne yaptın?”
Minik Kurt anlattı: Koşmadığını, durup düşündüğünü, dallarla işaret yaptığını, düdük çaldığını.
Baba Kurt dikkatle dinledi.
“Bunların hepsi çok doğru davranışlar.”
“Yani kızmadın mı?”
“Senin kaybolmana sevindiğimi söyleyemem. Ama kaybolduktan sonra yaptıklarınla gurur duydum.”
Minik Kurt rahatladı.
Eve dönerlerken Baba Kurt “Bir kelime öğrenmek ister misin?” diye sordu.
“Evet.”
“İtidal.”
“İ-ti-dal.”
“Panik yapmadan, ölçülü ve sakin davranmak.”
Minik Kurt kelimeyi birkaç kez tekrarladı.
“Ben bugün itidalli miydim?”
“Bence oldukça.”
Biraz ileride aynı mavi kelebeği gördüler.
Kelebek yine patikadan uzaklaştı.
Minik Kurt onu izledi.
Sonra Baba Kurt’un elini tuttu.
“Kelebek gitsin.”
“Emin misin?”
“Evet. Harikulade olabilir. Ama eve dönüş yolunu kaybetmeye değmez.”
Akşam Minik Kurt olayı Anne Kurt’a anlattı. Pofuduk büyük gözlerle dinledi.
“Ben kaybolursam ne yapacağım?” diye sordu.
Minik Kurt hemen cevap verdi:
“Bir: Koşmayacaksın. İki: Olduğun yerde kalacaksın. Üç: Ses çıkaracaksın. Dört: Güvenilir bir yetişkin görürsen yardım isteyeceksin.”
Pofuduk başını salladı.
“Beş: Kelebeklere güvenmeyeceksin.”
Baba Kurt kahkahayı bastı.
“Bence kelebekler masum.”
Minik Kurt ciddi bir ifadeyle, “Bu konuda daha fazla araştırma yapmamız gerekebilir,” dedi.
O günden sonra Minik Kurt ormanda ne zaman güzel bir şey görse önce yanındaki yetişkine haber verdi.
Çünkü merak muhteşem bir şeydi.
Fakat merakın yanında dikkat olursa maceralar çok daha güzel bitiyordu.
