MINİK KURT KİTAPLIĞI
Minik Kurt ve Deniz Kıyısındaki En Güzel Gün
MINIK KURT’UN MACERALARI · BÖLÜM 4

Minik Kurt ve Deniz Kıyısındaki En Güzel Gün

Yazın en parlak sabahlarından birinde Kurt ailesi erkenden uyandı. Arabanın arkasına havlular, şemsiyeler, yiyecek sepeti, su şişeleri, oyuncak kovalar ve Baba Kurt’un “belki lazım olur” diyerek getirdiği gereğinden fazla eşya yerleştirildi.

Anne Kurt bagaja baktı.

“Bu kadar şeye gerçekten ihtiyacımız var mı?”

Baba Kurt ciddi bir sesle, “İhtiyatlı olmak gerekir,” dedi.

“İhtiyatlı?”

Minik Kurt hemen döndü.

Anne Kurt açıkladı: “Önceden düşünüp tedbirli davranmak.”

Minik Kurt bagajdaki üç ayrı şapkaya baktı. “Babam çok ihtiyatlı.”

“Belki biraz fazla,” dedi Anne Kurt.

Denize vardıklarında gökyüzü pırıl pırıldı. Dalgalar kıyıya düzenli düzenli vuruyor, martılar yukarıda dönüyor, kum güneşte altın gibi parlıyordu.

Pofuduk ayakkabılarını çıkarmadan kuma bastı.

Sonra durdu.

Ayakkabısının içine kum dolduğunu fark etti.

“Bunda bir hata yaptım,” dedi.

Minik Kurt güldü. “Oldukça erken fark ettin.”

İlk iş denize koştular. Su başlangıçta serindi.

Minik Kurt bir adım attı.

“Buz gibi!”

İki adım daha attı.

“Biraz daha iyi.”

Bir dakika sonra suyun içinde zıplıyordu.

Baba Kurt dizlerine kadar suya girip, “Ben burada gayet iyiyim,” dedi.

Minik Kurt biraz daha ileriden seslendi: “Korkuyor musun?”

“Hayır. Ben stratejik olarak sığ bölgede duruyorum.”

Anne Kurt gülerek, “Yani burada şunu demek istiyor: su soğuk,” dedi.

Dalgalarla oynadılar. Her dalga geldiğinde Pofuduk önce kaçıyor, sonra geri dönüp dalganın peşinden koşuyordu.

“Dalgayı yakalayacağım!”

“Dalgalar tutulmaz,” dedi Minik Kurt.

Pofuduk bir dalgaya elini uzattı. “Belki bu tutulur.”

Tutulmadı.

Bir süre sonra kumdan kale yapmaya başladılar.

Minik Kurt kuleleri yaptı.

Pofuduk hendeği kazdı.

Anne Kurt deniz kabukları topladı.

Baba Kurt ise kale duvarını öyle ciddi yapıyordu ki sanki gerçekten orada yaşayacaklardı.

“Bu kadar yüksek olmasına gerek var mı?” dedi Minik Kurt.

“Savunma önemli.”

“Kim saldıracak?”

Baba Kurt denize baktı.

“Dalgalar.”

Gerçekten de birkaç dakika sonra büyükçe bir dalga geldi ve kalenin önüne kadar ulaştı. Hendek suyla doldu ama duvar ayakta kaldı.

Baba Kurt kollarını bağladı.

“Gördünüz mü?”

Minik Kurt hayranlıkla, “Öngörülüymüşsün,” dedi.

“Öngörülü?”

“Bir şeyi olmadan önce düşünmek,” dedi Anne Kurt.

Baba Kurt gururlandı. “İşte tam olarak buyum.”

İkinci dalga geldi.

Kalenin yarısını götürdü.

Minik Kurt Baba Kurt’a baktı.

“Öngörünün de sınırları varmış.”

Öğle vakti şemsiyenin altında karpuz, peynirli sandviç ve domates yediler. Denizden gelen hafif rüzgâr çok güzeldi.

“Enfes,” dedi Minik Kurt karpuzu ısırırken.

Pofuduk da “Enfes,” dedi ve karpuz suyunu çenesinden tişörtüne kadar akıttı.

Yemekten sonra sahil boyunca yürüdüler. Minik Kurt düz, parlak taşlar bulmaya başladı.

“Bunların hepsini eve götürebilir miyim?”

Anne Kurt, “Birkaç tanesini,” dedi.

“Kaç tane birkaç?”

“Üç ya da dört.”

Minik Kurt elindeki on yedi taşa baktı.

“Bence on yedi de birkaç olabilir.”

“Oldukça iyimser bir yorum.”

Yürürken küçük bir yengeç gördüler. Yengeç yan yan gidiyordu.

Pofuduk hemen onun gibi yürümeye başladı.

Sonra Minik Kurt.

Sonra Baba Kurt.

Anne Kurt bir süre onları izledi.

“Ben bu aileyi tanımıyorum,” dedi.

Bir dakika sonra o da yan yan yürüyordu.

Sahilde dört kurtun yan yan yürümesi elbette dikkat çekti. Bir martı bile kafasını yana eğip onları izledi.

“Martı bizi garip buldu,” dedi Minik Kurt.

“Bence martıların fikrini fazla önemsiyoruz,” dedi Baba Kurt.

Öğleden sonra Minik Kurt ile Baba Kurt taş sektirmeye çalıştı. Baba Kurt’un taşı üç kez sekti.

Minik Kurt’unki doğrudan suya düştü.

“Benim taş neden sekmedi?”

“Daha yassı bir taş seç.”

İkinci taş bir kez sekti.

Üçüncü taş iki kez.

Dördüncü taş üç kez.

Minik Kurt sevinçle, “Başardım!”

“Denemeye devam edince gelişiyorsun,” dedi Baba Kurt.

Pofuduk da denedi.

Taşı geriye doğru attı.

Herkes eğildi.

Taş şemsiyenin yanına düştü.

Pofuduk son derece memnun bir ifadeyle, “Ben farklı yaptım,” dedi.

Gün batarken tekrar suya girdiler. Bu kez deniz daha sıcaktı. Gökyüzü pembe, turuncu ve mor renklere dönüyordu.

Minik Kurt suyun içinden ufka baktı.

“Deniz nerede bitiyor?”

Anne Kurt, “Biz buradan sonunu göremiyoruz,” dedi.

“Yani çok büyük.”

“Muazzam.”

“Muazzam?”

“Çok büyük, çok etkileyici.”

Minik Kurt kelimeyi sevdi.

“Deniz muazzam.”

Bir süre sessizce dalgaları dinlediler.

Sonra Pofuduk birden bağırdı:

“YENGEÇ GİBİ YÜRÜ!”

Ve bütün aile tekrar yan yan yürümeye başladı.

Eve dönerlerken Minik Kurt’un saçında tuz, cebinde dört taş, ayakkabısında biraz kum ve aklında kocaman bir gün vardı.

Yatağa uzandığında Anne Kurt ona, “Bugünün en güzel şeyi neydi?” diye sordu.

Minik Kurt cevap verdi:

“Deniz çok güzeldi. Kum da. Karpuz da. Ama galiba en güzeli hepimizin yengeç gibi yürümesiydi.”

Anne Kurt gülümsedi.

Bazen insanın en çok hatırladığı şey, günün en görkemli anı değil, birlikte saçma sapan güldüğü küçücük bir andır.

Ve o gün, Kurt ailesinin hafızasında gerçekten muazzam bir gün olarak kaldı.

Bu bölümdeki güzel kelimeler
ihtiyatlıÖnceden düşünüp tedbirli davranan.
öngörülüBir şey olmadan önce sonucu düşünebilen.
muazzamÇok büyük, çok etkileyici.