MINİK KURT KİTAPLIĞI
Minik Kurt Eğlence Parkında
MINIK KURT’UN MACERALARI · BÖLÜM 3

Minik Kurt Eğlence Parkında

Cumartesi sabahı Baba Kurt kahvaltı masasının ortasına dört küçük bilet bıraktı.

Minik Kurt biletlere baktı.

Anne Kurt’a baktı.

Baba Kurt’a baktı.

Tekrar biletlere baktı.

“Bunlar…?”

“Eğlence parkı bileti,” dedi Baba Kurt.

Minik Kurt sandalyesinden öyle hızlı kalktı ki peçetesi havaya uçtu.

“DÖNMEDOLAP!”

Pofuduk da ne olduğunu tam anlamadan bağırdı:

“DÖNME… DOLAP!”

Anne Kurt gülerek, “Önce kahvaltı,” dedi.

Minik Kurt yeniden oturdu. “Ama çok heyecanlıyım.”

“Heyecan bekleyebilir,” dedi Baba Kurt. “Peynir beklemez.”

Bir saat sonra aile, Rüzgâr Tepesi Eğlence Parkı’nın kapısındaydı. Parkın girişinde renkli bayraklar uçuşuyor, uzaktan müzik geliyor, havaya patlamış mısır ve şekerli elma kokusu karışıyordu.

“Burası enfes kokuyor,” dedi Minik Kurt.

“Enfes genellikle tatlar ve kokular için ‘çok güzel’ anlamında kullanılır,” dedi Anne Kurt.

Minik Kurt burnunu çekti. “O zaman burası kesinlikle enfes.”

İlk durak dönmedolaptı.

Dönmedolap gökyüzüne kadar uzanıyormuş gibi görünüyordu.

Pofuduk başını geriye yatırdı.

“Çok büyük.”

Baba Kurt, “İstersen binmeyebilirsin,” dedi.

Pofuduk hemen, “Bineceğim,” dedi ve Baba Kurt’un elini biraz daha sıkı tuttu.

Kabine dört kişi bindiler. Kapı kapandı. Dönmedolap ağır ağır yükselmeye başladı.

Minik Kurt aşağı baktı.

Park küçüldü.

Arabalar oyuncak gibi oldu.

Pamuk şeker satan ayı, pembe bir nokta gibi görünüyordu.

“Ormanımızı görebiliyorum!” dedi Minik Kurt.

Anne Kurt uzaktaki koyu yeşil çizgiyi gösterdi. “Evet. Şurada.”

En tepeye geldiklerinde dönmedolap bir an durdu.

Pofuduk gözlerini büyüttü.

“Niye durdu?”

“İnsanlar aşağıda binip insin diye,” dedi Baba Kurt.

Minik Kurt gökyüzüne baktı. “Buradan bulutlara daha yakınmışız gibi.”

“Öyle hissediliyor,” dedi Anne Kurt.

“Buluta atlasak?”

“Atlarsak yere düşeriz.”

“Yani bulutlar pamuk değil.”

“Maalesef.”

Minik Kurt biraz hayal kırıklığına uğradı. “Bu bilgiye itiraz etmek istiyorum.”

Dönmedolaptan indikten sonra su kaydırağına gittiler.

Önce büyük bir botun içine oturdular. Görevli Kunduz kemerlerini kontrol etti.

“Hazır mısınız?”

“EVET!” dedi Minik Kurt.

“Biraz,” dedi Pofuduk.

Bot önce yavaşça yukarı çıktı.

Sonra birden aşağı doğru kaydı.

“AAAAAA!”

Viraj!

Su!

Bir viraj daha!

Baba Kurt’un yüzüne kocaman bir su dalgası çarptı.

Minik Kurt gülmekten konuşamıyordu.

Anne Kurt’un kulaklarından su damlıyordu.

Pofuduk ise iki saniye boyunca tamamen sessiz kaldı. Sonra:

“BİR DAHA!”

Baba Kurt gözlerini sildi. “Benim yüzüm hâlâ yerinde mi?”

Minik Kurt inceledi. “Evet. Ama saçların biraz… şaşkın.”

Öğle yemeğinde oturup sandviç yediler. Minik Kurt uzaktaki yüksek hız trenine baktı.

“Buna binebilir miyiz?”

Baba Kurt tabelayı gösterdi. “Boy sınırı var. Seneye belki.”

“Ben ayak parmaklarımın ucunda dururum.”

“Bu yaratıcı bir fikir,” dedi Anne Kurt, “ama ölçüm yapan kişi de yaratıcı olabilir.”

Minik Kurt güldü.

Yemekten sonra çarpışan arabalara bindiler. Minik Kurt, Baba Kurt’la aynı arabadaydı. Anne Kurt ve Pofuduk diğer arabaya geçti.

“Onlara çarpalım mı?” dedi Minik Kurt.

“Bu oyunda zaten amaç biraz o.”

“Harikulade!”

İlk dönüşte Minik Kurt direksiyonu çevirdi ve doğrudan Anne Kurt’un arabasına çarptı.

Tak!

Pofuduk kahkahayı bastı.

Anne Kurt, “Bunu unutmayacağım,” dedi.

Sonraki üç dakika boyunca aile birbirini parkın içinde kovaladı. Sonunda Baba Kurt bir köşeye sıkıştı.

“Teslim oluyor musun?” diye bağırdı Anne Kurt.

“Asla!”

Bir saniye sonra üç araba aynı anda Baba Kurt’un arabasına çarptı.

“Şimdi?”

“Diplomatik görüşmelere açığım.”

Minik Kurt yeni kelimeyi hemen sordu.

“Diplomatik?”

“Bağırmadan, konuşarak anlaşmaya çalışmak.”

“Bence Pofuduk diplomatik değil.”

Pofuduk direksiyona vurup “BİR DAHA ÇARP!” diye bağırıyordu.

Akşamüstüne doğru atlıkarıncaya, küçük trene ve aynalı labirente de girdiler.

Aynalı labirentte Baba Kurt kendi yansımasına yol verdi.

“Buyurun,” dedi.

Yansıması da aynı hareketi yaptı.

“Ne kadar kibar biri,” dedi Baba Kurt.

Minik Kurt kahkahadan iki büklüm oldu.

Labirentin çıkışını Anne Kurt buldu.

“Nasıl buldun?”

“Duvarların altındaki çizgilere baktım.”

Minik Kurt hayran kaldı. “Sen gizli dedektif misin?”

“Hayır.”

“Emin misin?”

“Oldukça.”

Gün batarken son kez dönmedolaba bindiler.

Bu sefer güneş turuncuya dönmüş, parkın ışıkları tek tek yanmıştı. Yukarıdan bütün eğlence parkı parıldıyordu.

Minik Kurt başını Anne Kurt’un omzuna yasladı.

“Bugün muhteşemdi.”

Baba Kurt, “En çok neyi sevdin?” diye sordu.

Minik Kurt uzun uzun düşündü.

“Su kaydırağını.”

Pofuduk, “Dönmedolap!”

Anne Kurt, “Aynalı labirent.”

Baba Kurt, “Öğle yemeğinde beş dakika oturmayı.”

Herkes güldü.

Minik Kurt sonra ekledi:

“Aslında hepsini sevdim. Çünkü birlikteydik.”

Baba Kurt başını salladı. “Bazen bir yeri harikulade yapan şey, oradaki oyuncaklardan çok yanında kimlerin olduğudur.”

Minik Kurt aşağıdaki ışıklara baktı.

“Yine de su kaydırağı da epey harikuladeydi.”

Bu konuda kimsenin itirazı yoktu.

Bu bölümdeki güzel kelimeler
enfesÇok güzel, çok lezzetli ya da hoş.
diplomatikKonuşarak ve kırmadan anlaşmaya çalışan.
harikuladeÇok güzel, hayranlık uyandıran.