Pofuduk o gün Minik Kurt’un en sevdiği kırmızı arabayı aldı.
“Onu bırak!”
Pofuduk bırakmadı.
Minik Kurt sinirlendi ve arabayı sertçe çekti. Pofuduk dengesini kaybedip yere oturdu. Gözleri doldu.
Minik Kurt hâlâ kızgındı. “Benim arabamdı!”
Anne Kurt yanlarına geldi. “Evet. Ama kardeşini itmek ya da sertçe çekmek yine de doğru değil.”
“Vermedi!”
“Bunu söyleyebilirsin. Yardım isteyebilirsin. Başka çözüm bulabilirsin. Ama bedenine zarar veremezsin.”
Minik Kurt Pofuduk’a baktı. “Canın acıdı mı?”
“Biraz.”
Minik Kurt’un kızgınlığı azaldı. “Özür dilerim.”
Anne Kurt, “Özür güzel. Şimdi neyi farklı yapabilirdin?” diye sordu.
“‘Bu benim oyuncağım, geri verir misin?’ diyebilirdim. Vermiyorsa senden yardım isteyebilirdim. Bir de sırayla oynayabilirdik.”
Pofuduk burnunu çekti. “Ben de sorabilirdim.”
“Beş dakika sen, sonra ben?” dedi Minik Kurt.
Pofuduk başını salladı.
Akşam Baba Kurt şöyle dedi: “Kardeşler bazen kızar. Bu normal. Ama kızgın olmak vurmak, itmek, ısırmak ya da eşyayla can acıtmak için izin değildir.”
“Ben çok sinirlenirsem?”
“Bir adım geri çekil. Ellerini yanında tut. ‘Çok kızdım’ de. Bizi çağır.”
Minik Kurt kardeşinin başını okşadı. “Ben büyüğüm diye daha güçlüyüm. O zaman daha dikkatli olmam lazım.”
Baba Kurt gülümsedi. “Tam olarak.”
Minik Kurt o gün asıl gücün, kızgınken bile nazik kalabilmek olduğunu öğrendi.
