Kurt ailesinin balkonundan ormanın tepeleri görünüyordu.
Bir sabah Minik Kurt balkona çıktı ve aşağıdaki ağaca konan kuşu daha iyi görebilmek için korkuluğa yaklaştı. Sonra bir ayağını alttaki demire koydu.
Anne Kurt onu gördü. “Minik Kurt, geri in.”
Minik Kurt indi. “Ben sadece kuşa bakıyordum.”
“Biliyorum. Ama balkon korkuluğuna tırmanmak çok tehlikeli.”
“Ben düşmem.”
Anne Kurt ciddi bir ifadeyle, “Bunu önceden bilemezsin. Ayağın kayabilir, dengen bozulabilir, bir sesten irkilebilirsin. Yüksekten düşmek kafanı, kollarını, bacaklarını ve bütün vücudunu çok ciddi yaralayabilir.”
Minik Kurt aşağı baktı ve biraz ürperdi.
“Balkondan sarkmak yok. Korkuluğa tırmanmak yok. Sandalye çekip korkuluğun yanına çıkmak yok. Pencerelerde de aynı kural.”
Baba Kurt yere uzun bir bant yapıştırdı.
“Bu bizim güvenli çizgimiz. Balkonda bu çizginin ötesine tek başına yaklaşmıyorsun.”
Pofuduk çizginin üzerine oyuncak arabalarını dizdi. “Burası otopark.”
Baba Kurt başını salladı. “Peki. Güvenlik otoparkı.”
Bir süre sonra Minik Kurt kuşu yine gördü. Bu kez çizginin arkasında kaldı.
“Göremiyorum.”
Anne Kurt yanına geldi ve onu güvenli biçimde kucağına aldı.
“Böyle daha iyiymiş,” dedi Minik Kurt.
O akşam Minik Kurt kendi kendine düşündü: cesur olmak korkuluğa tırmanmak değildi. Bazen ‘ben yaparım’ yerine ‘bana yardım eder misin?’ demekti.
