Bir yağmurlu öğleden sonra Minik Kurt evde sıkılmıştı. Oyuncaklarını toplamış, resim yapmış, Pofuduk’la kule kurmuştu.
Sonra duvardaki prize baktı. Prizin iki küçük deliği vardı.
Minik Kurt elindeki ince metal çubuğu prize yaklaştırdı.
Tam o anda Baba Kurt odaya girdi.
“Dur!”
Minik Kurt dondu.
Baba Kurt metal çubuğu elinden aldı. “Bunu prize asla sokmuyoruz.”
“Neden?”
“Çünkü elektrik görünmez ama çok güçlüdür. Elektrik çarpması vücudunu ciddi biçimde yaralayabilir. Kalbine bile zarar verebilir.”
Minik Kurt prize baktı. “Hiç görünmüyor.”
“Tehlikeli şeylerin hepsi görünür olmak zorunda değil.”
Mutfakta masanın üzerinde bir kibrit kutusu vardı. Baba Kurt onu yüksek dolaba kaldırdı.
“Bu da oyuncak değil.”
“Ben ateşi seviyorum.”
“Ateş çok yararlı olabilir. Yemek pişirir, bizi ısıtır. Ama kontrolsüz ateş elini yakabilir, evi yakabilir ve dumanı bile tehlikeli olabilir.”
“Küçücük kibrit mi?”
“Küçücük bir kıvılcım bile yeter.”
Baba Kurt ona kuralları saydı: prize bir şey sokmak yok, kabloları çekmek yok, ıslak elle elektrikli cihazlara dokunmak yok, kibrit ve çakmakla oynamak yok.
Minik Kurt iç çekti. “Yetişkinler çok şey yapabiliyor.”
“Çünkü çoğunu yıllarca öğreniyoruz.”
Akşam elektrikler kısa süreliğine kesildi. Minik Kurt, “Kibrit yakalım!” dedi.
Baba Kurt telefonun fenerini açtı. “Güvenli olanı seçiyoruz.”
Pofuduk oyuncak fenerini kaldırdı. “Ben elektrikçiyim.”
Baba Kurt ciddi bir sesle, “Sen şu an daha çok fenercisin,” dedi.
Herkes güldü.
Minik Kurt o gün bir şeyin ilginç görünmesinin onunla oynamanın güvenli olduğu anlamına gelmediğini öğrendi.
