Minik Kurt o sabah parka gitmek için çok heyecanlıydı. Baba Kurt’la birlikte evden çıktılar. Hava güzeldi, Minik Kurt’un aklında yalnızca kaydırak vardı.
Sokağın köşesine geldiklerinde karşı tarafta Tavşan Pıtırcık’ı gördü.
“Pıtırcık!”
Minik Kurt bir anda koşmaya başladı.
Baba Kurt hemen, “DUR!” diye seslendi.
Minik Kurt kaldırımın kenarında durdu. Bir saniye sonra önlerinden hızlı bir araba geçti.
Minik Kurt’un kulakları geriye doğru indi.
“Araba çok yakındı.”
“Evet,” dedi Baba Kurt. “Sen küçüksün diye araba sana yol vermek zorunda değil. Sürücü seni görmeyebilir. Bir araba sana çarparsa çok ciddi yaralanabilirsin.”
Minik Kurt kaldırımın kenarındaki taşı inceledi.
“Ben sadece Pıtırcık’a gidecektim.”
“Biliyorum. Tehlikeli şeylerin çoğu ‘ben sadece…’ diye başlar. Ben sadece karşıya geçecektim. Ben sadece topumu alacaktım. Ben sadece anneme koşacaktım.”
Minik Kurt sustu.
Baba Kurt çömeldi.
“Yolun yanında bir görünmez çizgimiz var. Kaldırımın kenarı. Büyük biri yanında değilse o çizgiden inmiyorsun.”
“Hiç mi?”
“Hiç. Top yola kaçarsa da inmiyorsun. Oyuncağın düşerse de. Önce bir yetişkine söylüyorsun.”
O sırada Pıtırcık’ın topu gerçekten yola doğru yuvarlandı.
Pıtırcık refleksle peşinden koşacak gibi oldu.
Minik Kurt kolundan tuttu.
“Dur! Top gider, yenisi bulunur. Senin yerine yenisi bulunmaz.”
Baba Kurt şaşkınlıkla ona baktı.
“Bu oldukça etkileyici bir cümleydi.”
Minik Kurt gururlandı.
Birlikte yaya geçidine gittiler. Baba Kurt onlara sırayı gösterdi: önce dur, sola bak, sağa bak, tekrar sola bak. Yol boşalınca Baba Kurt’un elini tutarak geçtiler.
Parkta oynarken top yeniden yola kaçtı. Bu kez Minik Kurt durdu. Top yolun ortasına kadar gitti. Bir araba üzerinden geçip topu patlattı.
Pıtırcık üzgün bir yüzle topa baktı.
Minik Kurt da üzüldü ama sonra Baba Kurt’a döndü.
“İyi ki biz gitmedik.”
Baba Kurt başını salladı. “İşte mesele bu.”
Akşam eve dönerken Minik Kurt kaldırım kenarına geldiğinde kendiliğinden durdu. Sola baktı, sağa baktı, tekrar sola baktı. Sonra Baba Kurt’un elini tuttu.
Bazen en cesur hareket koşmak değil, tam zamanında durmaktı.
